Hoşgeldiniz:)
İki Topaç
Yediklerimiz
Takipçiler
- Amasra (1)
- Antakya (1)
- Antalya (1)
- Assos (1)
- Atina (1)
- Balık (5)
- Barcelona (4)
- Berlin (2)
- Bira (3)
- Burger (1)
- Cupcake (2)
- Çeşme (3)
- Çikolata (1)
- Datça (1)
- Dondurma (1)
- Ege Mutfağı (2)
- Gökçeada (1)
- Hamburger (1)
- İstanbul (5)
- İtalya (1)
- Kahvaltı (7)
- Kapadokya (1)
- kebap (5)
- Kokoreç (1)
- Krep (1)
- Kumru (1)
- künefe (1)
- Londra (3)
- Makarna (1)
- Mangal (2)
- Meksika (1)
- meze (2)
- Milano (1)
- Muffin (1)
- Ocakbaşı (1)
- Paris (1)
- Pazar (1)
- Pide (1)
- pizza (3)
- Polenezköy (1)
- Roma Dondurması (2)
- Salata (3)
- Sosis (1)
- Şarap (1)
- Tapas (2)
- yöresel yemekler (1)
- Zeytinyaglı (1)
Ama her daim yer ayırmak gereken hiçbirşeye değişilmez lezzet "fırında tahin helvası" ve bir de "sufle" üstüne oh patladık...
Park sorunu yok, lezzet hizmet fiyat dengesi makul, gitmeye üşenmeyin, çok mutlu döneceksiniz!
Bizim gibi burada çalışan burada oturan, "karşı tarafa" başka bir şehir gözüyle bakan Avrupa yakalıları Kadıköy'e geçirmek için yeterli bahane; Çiya'da bir akşam yemeği!
Kadıköy balıkçılar çarşısında yolun bir tarafında lahmacunu ve kebabıyla meşhur Çiya Kebap restoranı diğer tarafında isimleri ve lezzetleriyle alışkın olmadığımız ama bir kez tadlarına vardı mı özlemeden, Çiya'ya gidip yine yeni yeniden yemeden duramadığımız Balkan, Kafkas, Arap mutfaklarından bir dizi yöresel yemek sunan Çiya Sofrası.
Bakır tabaklarda servis edilen farklı yemeklerle donatılıyor masa her seferinde. Zira menudeki çorba seçenekleri bile 150 ye varıyor. Dolayısıyla her ziyaretinizde o günün menusundeki farklı lezzetler tadma imkanı buluyorsunuz. Ama hiçbirinde kuru patlıcan dolması eksik olmuyor menuden ve soframızdan :)
Bu lezzetli yemeklerin ardından malesef ki ağzınızı tadlandırmanız pek mümkün olmuyor. Evet tıka basa yemiş olmanında etkisi var ama domates, zeytin, ceviz gibi recel kılıklı tatlı secenekleri de cok iştahımızı kabartmıyor. Ama hala bir künefe seçeneği mevcut:)
Önünden defalarca geçip içine bir kez olsun girmediğiniz Beyoğlu'ndaki nice restorandan biri olabilir Deep! Seçenekler çok geniş elbet ve birini seçmek diğerini kaçırmak demek. Ancak Deep in lezzetlerini ve sıcak atmosferini mutlaka bir tadmak gerek.
Dünya mutfağını "Cafe yemeği" anlayışından çıkarıp zamansız ve yersiz bir tavırla taşıyor tabağa. Pitikareli örtüleri, duvarlara aslını eski eşyaları ,şirin perdeleri ve masalardaki fenerleriyle bir İtalyan, bir İspanyol, bir Türk, sonucta sıcak bi Akdeniz kasabasını Beyoğlu'nda yaşatıyor size.
Kışın içerisi de çok keyifi ama yazın dışarıya atılan masalarda Beyoğlu'nun tıkıs tıkıs olmayan bir sokağında, sokakta enfes bir aksam yemeğinin ardından sarap ya da biramızı yudumlamanın keyfi de bambaşka:)
Monastraki irili ufaklı mağazalarla dolu caddelerin birleştiği bir noktada. Önce alışveriş ardından atıştırma için 10 numara. Bir de pazar günleri meşhur bir pazarı varmıs ama biz göremedik tabi.
Plaka Acropolis in arkasına saklanmış, Atina şehrinin içinde küçük bir Ege sahil kasabası tadında. O bildik taş sokaklar, incik boncuk satan dükkanlar, sokağa masaları atmış sıra sıra restaurantlar. Bir aşağı bir yukarı yürüdükten sonra en kalabalık olan ve sonradan en eski ve meşhur olduğunu öğreneceğim "Byzantino" ya oturuyoruz. Aceleci garson abimiz boşalan masayı 30 sn de temizliyor. Kalınca menüyü önümüze bırakıveriyor. Tercihlerimiz çok enteresan değil ama yemekler başarılı; tavuk, köfte, ıspanaklı kiş, ve tabi olmazsa olmaz greek salat. Beynir ve kocaman kesilmiş domates salatalık üzerine bolca zeytin yağı ve limon; başka da bir şey değil ama kış ortasında bizim mumla aradığımız bu domates tadındaki domatesler, 3 kilo alıp bavula atsam mı diye düşündürüyor insana. Bu yorgunluğun üzerine bir de bira iyi gider deyip, (zaten çok geniş olmayan bira seçeneklerinden) yunan birası MYTHOS'u söylüyorum. Marmara'dan hallice, ama neyse denemiş olduk:) Yemek sırasında fotograf çekmeyi unuttuk, bari sonrasında çekinelim, hatıra fotoğrafımız olsun....
Cevahir'in kısır yemek seçenekleri sonucu Burger King ya da Kentucky de son bulan arayışlarım yemek keyfinin "0" seviyesinde olduğu mutsuz sonlara sürüklemiştir beni hep. Hal böyle olunca içinde Cevahir geçen bir text in bu blogda yer alacağı, bir başka değişle bu bloga konu olacak bir mekanın Cevahir'de açılacağı kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.
Gel gör ki deneyim sever yüreyim yeni açılmış bir restaurant görünce beni doğru içeri sürükledi, Barcelos horozuyla tanışmam da işte bu ana denk geldi.
Kursağımdan geçebilen yegane et olan tavuk, Nandocas'ların (nando's ailesinin bireylerine verilen ad) elinde kendini bulmus, Afrika-Portekiz usulü özel soslarıyla pişirdikleri her tavuk yemeği ne hikmetse enfes olmus. Farklı tadlarla birleştirdikleri (patlıcan, beyaz peynir, mantar, hellim...)burgerleri, çevirme tavuk severleri delirtecek çeyrek ve yarım seçenekleri, ve tüm gözleri üzerine çeken sunumuyla spesiyalleri şişe dizilmiş tavuk butları.(afilli bir adı var da unuttum:) ) Peri Peri denilen acı sosları ise seviyesine göre iç yakiyor, ben acı severim deyip extra hot ı basan pişman olabiliyor.
Bir de özel içecekleri var, bir kısmı meyve suyu bir kısmı ise alkolsuz kokteyller, denemedim bilemem...
Yemeğin yanında 2 ek sizin seçiminiz, Izgara sebze, portekiz pilavı, patates kızartması ya da coslow. Coslow şimdiye kadar yediklerimin kesinlikle en başarılısı. Çok taze, çok dengeli, çok lezzetli!
Porsiyonlar kocaman, dolayısıyla şimdiye kadar tatlı kısmına geçemedik, o konuda yorum yapamıyorum. Ama ona da sıra gelecek biliyorum
Zira bundan sonra, favori restaurantlarımız arasına en üstten giriş yapan Nando's u her fırsatta ziyaret ediyoruz, peri peri tavuklarını afiyetle yiyoruzzz....







.jpg)
.jpg)
