Çeşme'de bir hafta sonu-Bizim Ev

Ertesi sabah İzmir'den bizi görmeye gelen arkadaşlarımız Gözde&Ufukla kahvaltı için Dalyan yolundaki Bizim Ev (Sweet Home)'e gidiyoruz .


İçli Köfte, Gözleme, Mantı seçenekleriyle göz dolduran mekan kahvaltısıyla full çekiyor, göz dolduruyor ve keyifli bir kahvaltı için gereken her şeyi sunuyor.
Bol kepçeden hazırlanmış kahvaltımız bir anda masayı kaplıyor; reçeller, tahin pekmez, bal; beyaz, kaşar, örgü peynir, tazecik mis gibi domates salatalık çıtır çıtır bahçe biberi, mis çay mis limonata:) Neredeyse Istanbul'daki birçok alternatifin yarı fiyatına!
          Tek arzum; Ah bir de biraz daha esse şu bahçe!O zaman deymeyin keyfimize...

Sevgili arkadaşlarımız Gözde&Gürhan çiftinin düğünü vesilesiyle bu bugulu yaz haftasonlarından biri de Çeşme'de şenlenmiş bulunuyor. Cuma gününün hafta sonuna katık edilişiyle meydana gelen "long weekend" de gezi öncesi David'in (Halegua) bizim için hazırlamış olduğu "Çeşme'de gezme, yeme ve içme hakkında her şey" konulu e-mail rotamızı belirliyor. Doğruyu söylemek gerekirse önümüzde gidilecek çok yer ve yenilecek çok şey var, ancak zaman dar. Hal böyle olunca tercihler bilindik ancak mutlaka uğranması gerekenler oluyor. Bilindik demem yanlış anlaşılmasın; zira biz pek yol iz bilemedik. Çeşme semalarında sıklıkla kaybedilen yolları Ovimaps'in kafi gelmediği noktada yine David'den canlı Tomtom hizmetiyle buluverdik:)


Ilk durak; uzzun Istanbul-Izmir uçuşu ve Izmir-Çeşme otobanındaki zorlu yolculuğun ardından tatilimize hakettiğimiz başlangıcı yapmak üzere bir Çeşme Klasiği Dost Pide'nin Ilıca şubesi.

Mekan öğle saatinde nefes almayı zorlaştıran sıcağa rağmen lezzet avcısı tatilcileri mıknatıs gibi çekmiş durumda. Bizim için de 35 yıllık tecrübenin mideyle buluşma zamanı...  Menüde uzun pide ve pizza listesini takip eden lahmacun, döner, köfte seçenekleri de mevcut. Ama tercih elbetteki belli. Erhan pidenin klasiği kuşbaşı kaşarlıdan sonra her daim 2. favori kıymalı yumurtalı ve peynirli yumurtalı ile yarımşardan özgün bir bütün oluştururken bense yan masada salata yemekte olan ince uzun ablanın üzerinden gözlerimi süzmek ve biraz sonra içinde endam edeceğim bikiniyi aklımdan silmek suretiyle beyaz peynir ıspanaklıdan yana kullanıyorum tercihimi. Nazik ve eli çabuk garsonların ilgi ve alakasını sömürüyor, pideler öncesinde gelen roka domates ve şişe Eker ayrandan 2şer tane götürüyoruz.


Ardından fırından yeni çıkmış ince çıtır çıtır hamur içinde bol malzemeli pideler geliyor önümüze. Porsiyonlar büyük, fiyatlar makul, lezzet 10 numara. 

Beşiktaş'ta bir akşam

Bir yaz akşamı, hafta içi iş çıkışı Beşiktaş'a gidiyoruz. Maksat günlerdir sayıklamakta olduğum Sütlü Nuriyeleri sonunda mideye indirmek. Dolayısıyla istikamet doğruca Beşiktaş Çarşı'ya çevriyor ve kapanmadan yakaladığımıza pek bir sevindiğimiz "Kafadaroğlu Gaziantep Baklava Börek"den dünyanın en sütlü, en hafif, en lezzetli ve en baş döndürücü, eşsiz Sütlü Nuriye'sinden yarım kilo paketletiyoruz.



Oracıkta götürmek isterdik ama tatlı öncesi akşam yemeği faslını geçmemiz gerekiyor. Bunun için her daim yenir, vazgeçilmez, olmazsa olmaz adres balık pazarının karşı sokağında bulunan Beşiktaş Köftecisi. Köfterler bitmeden yetişiyor, bir bucuk ağırlıklı siparişimizi veriyoruz; yanına salata ve piyazımızı da unutmuyoruz. Kömürde pişmiş inegöl usulü köfteler az yeşillik ve acı biber sosuyla demir tabağında az sonra masamızda, hemen ardından da midemizdeki yerini alıyor. 
Mekan sıkı Beşiktaşlı ve içerisi Beşiktaş poster, flama, arma, forma, fotograflarıyla dolu haliyle. Holigan dürtüleri bir kenara bırakıp gitmek gerek:) 
Balık pazarının arkasında minik bir çayhanede bastırsın diye bir çay molasının ardından Barbaros üzerindeki "Roma Dondurmacı"sına da gelmişken bir uğramak lazım diyoruz:) Fotoğrafta kağıt helva arası karamel, vişne ve limonu afiyetle götüren Erhan'ı görüyoruz:
Endişeye gerek yok eve geri dönünce Sütlü Nuriyelerimiz küsmesin diye onları da yiyoruz. Bu sıcakta bu performansa biz de şaşıp kalıyoruz....

Ed's Easy Diner

İşte Londra'da tadalım listemizin 1 numarası...
Hamburger heryerde var bu mudur listenin 1 numarası diyenlere bizzat Ed'den geliyor cevap:
Bir müzikal çıkışı oldukça aç olan karındarımızı hızlı ve keyifli bir şekilde doyurmak maksatlı arayışımız sırasında Soho'da karşılaşıyoruz Ed'in mekanıyla. Yuvarlak bir barın etrafına oturmuş insanlar pek tabiki hamburger yiyip bira içiyor. Barın üzerindeki eski ufak müzik kutuları artık çalışmıyor ama mekanın atmosferini tamamlıyor, zira bu sırada 70 lerin Amerikasında ezgiler dinliyoruz. 


Hamburgerin yanında coslow patates ve soğan halkaları da geliyor isterseniz. Birer cheesburger istiyoruz. Cheeseburgerin peynirini de biz şeçiyoruz.Soğan halkaları günün sonunda yanmış yağın kurbanı olmuş, ancak coslow oldukça başarılı. Hamburgere gelince; herkesin fikri aynı: uzun zamandır bu kadar lezzetli bir burger yememiştik!

Bir takım arkadaşların önündeki sırayı beklemeye üşenip tadmadan gelerek hayatlarındaki en büyük pişmanlığı yaşadıkları Amerikan stil kek ve özellikle cupcake cenneti The Hummingbird Bakery'yi,  Londra'da mutlaka uğranması gereken 2 numaralı lezzet durağı ilan ediyoruz. Tamamen doğal malzemelerle, katkı maddesi olmaksızın ve hergün taze olarak üretilen bu minik, renkli, sevimli, davetkar ve hatta çıldırtıcı şeker şeyler dükkana girdiğiniz anda gözünüzü döndürüyor. 
6 çeşit+günün sipesiyali cupcake ve bir o kadar kek arasından müşterileri arasında tüm zamanların favorisi olan özel tarifi burada açıklayamadığımız "Red Velvet Cupcake" bizim de ilk tercihimiz. Hafif çikolatalı, kırmızı ve vanilyalı kekin üzeri peynir kreması ile süslenmiş. Tadına gelince, sanırım surat ifadelerimiz bu hazzı sözlerden daha iyi anlatacak:

 

I love LONDON!

5 günlük bu seyahatin en güzel yanı yemekleriydi diyemiyorum söz konusu gezi rotası Londra olunca. Londra'da enfes yemekler yemek, yapabileceğiniz muhteşem şeylerden sadece biri ve rakipleri alışveriş, müzikaller, parklar, pazarlar... olunca, yemekler diğer seçeneklerden daha üstün olamıyor. Ancak rotanızın her noktasında yola devam etmek için sizi cesaretlendiren bir lezzet durağı bulmak mümkün.

Örneklerle anlatmak gerekirse; siz de bir bahar günü şehri ziyaret etmişseniz ve şehrin 1 numaralı sembolü olabilecek, insan zekasının iphone dan önce yarattığı en muhteşem icat olan metro teknolojisinin varabileceği son noktada hala yürümeyi tercih ediyorsanız bizim gibi Tower Bride'den Westminster Bridge'e kadar Themes Nehri boyunca yürür ve aşağıdaki lezzetlerle karşılaşırsınız.
London Bride'de burnunuza enfes tatlı bir koku gelir, Kokunun kaynağı kesinlikle sokak satıcılarının ufak tezgahlarda şekerle kavurdukları fıstıklardan gelmektedir. 2£luk bir kesekağıdı 3 kişinin günlük tatlı ihtiyacını karşılayabilir. Az ilerde bir tezgahta 7£'a 6 adet midyeyi mideye indirerek İngiltere'nin deniz mahsülü kültürüyle ilk tanışıklığınızı gerçekleştirebilirsiniz.
                                                        

Yürüyüş biraz uzun sürer ve yola devam etmek için benzin almak gerekir. Beklenen an yani İngiliz biralarıyla buluşma zamanı gelmiştir. Kanımca ideal duraklardan biri Themes kıyısına konuçlanmış FOUNDERS ARM RIVERSIDE PUB & DINING olabilir. Oldukça kalabalık olan mekanada dışarıyı boşver içeride bile yer bulamama olasılığını yüksektir. Ama bizim kadar şanslıysanız Themes'a karşı koyu renkli biranızla hasret gidermek ve yanında İngiliz usulü kalın ve baharatlı patetesleri götürmek ayrı bir zevktir..

Bir TURIST için aksamüstü molasını çok uzatmamak ve yola devam etmek gerekir. Yolun sonu sizi Piccadilly Circus'a ve tam olarak China Town'a götürecektir. Birbirine oldukça benzeyen çin yemeği noktaları içerisinde GOLDEN DRAGON'un iyi bir tercih olacağı tecrübeyle sabittir. Ancak mutlakaki bir 20 dk beklemek gerekir. Sonrası için tavsiyemiz açlıktan ne kadar gözünüz dönmüş olsa da nefsinizi kontrol etmeniz ve porsiyonların açıkça 2 kişilik olduğunu göz önünde bulundurmanız yönündedir. Herhalukarda seçkide ördek bulunmalıdır, zira lezzeti benim gibi bir ot obur tarafından bile bizzat test edilip onaylanmıştır.
                              


Bu zengin yemeğe 1 şişe house wine eşlik edebilir. Zaten local üretim olamadığından, İngiltere'den bekleyebileceğiniz kalitenin üzerindedir :)
Yemek sefası sona erdiğinde Londra gecelerine doğru ilerlerken uğranması gereken adreslerden biri Bar Kick'tir. Adından da anlaşılabileceği üzere futbol konseptli olan mekanda aperatif bir akşam yemeği de yenilebileceği gibi, hastası olduğumuz langırt turnuvalarına katılmak ya da bira&kokteyl hüpleterek tezahürat yapmak serbesttir.. 

                                            
Gecenin bu noktada bitmeyeceğini tezahür etmek çok da zor değil. Hal böyle olunca ertesi güne sağlam bir kahvaltıyla başlamak gerekir. Seçenekleriniz şehrin dört bir yanını kuşatmış PRET A MENGER zincirinden 3-4£ luk bir soğuk sandiviç ya da aynı paraya herhangi bir pub ya da kaferteyada yiyebileceğiniz Classic English Breakfast olabilir. English Breakfast'ın vejeteryan versiyonu bile bir kahvaltı için fazla "ağır" bulunabilir. Ancak itiraf edilmesi gereken şey şudur ki; memleketin mantarları ŞAHANE dir!
                                                   
Hyde Park' da hava muhalefeti doğrultusunda bir yürüyüş, yatış ya da yağmurdan kaçış sırası ya da sonrası öğle yemeği ya da kahve&kek için gölün köşesine kurulmuş SERPENTINE BAR & KITCHEN a uğramak gerekir. Yemek vaktiyse mutlaka taş fırından pizza; şimdi değil daha sonra diyorsanız kahve ile muffins&cakes&cookies arasından tecih sizin...
Londra'da aksam yemeklerinden en az biri mutlaka ki bir PUB'da yenmelidir. Popüler tercih bol patates kızartması eşliğinde FISH&CHIPS, Sosis, ya da British Meat Pies'den biri çok da matah olmasa da yerel yemek diye hüpletilir. Aynı esnada bir bardak Guinness ile hasret giderilmelidir. Aranan, bulunamayan, özlenen bu tad dönüş yolunda bir bavulu dolduracak ve Istanbul'da bir haftasonunu şenlendirecektir....
 


Bir başka popüler, kolay ve güvenilir tercih yine 2 adımda bir rastlanılabilecek PIZZA EXPRESS restaurantlarından biri olabilir. Bu local zincir alışılmış pizza zincirlerinden farklı olarak "take away" yerine restoran tüketimini odaklanmış, dolayısıyla oldukça şık, sıcak ve sevimli dükkanlar açmış. Oldukça nazik garsonları ve genel atmosfer size oldukça nezih bir restaurantta olduğunuzu hissettiriyor ama bir o kadar da günlük ve rahat. Asıl konumuz olan Pizza'lara gelince... 

Oldukça yağlı (üzerine kağıt peçete basma isteğinize mani olamıyorsunuz), malzemelerin lezzetini alamadığınız ve son derece sarmısaklı! Bu doğrultuda, misal Nothing Hill civarındaysanız Pembridge Road girişindeki şirin ve davetkar vitrinini gözden kaçıramayacağınız ARANCINA'yı deneyebilirsiniz. 


Kapadokya / Ürgüp

Meşur kapadokya şaraplarının genel olarak sirkeden hallice olduğunu bizzat yerinde gözlemledik. Ancak odadaki vodka stoklarının tükendiği bir gece Ürgüp'ün, çevre illerin gençlerini cezbeden çılgın gece hayatını oluşturan müzikhollerinde sabaha kadar dansetmek yerine daha sakin bir akşam geçirme maksadıyla biryerlerde bir kaç kadeh şarap içmek üzere arayışa geçtik. Kapadokya'da şarap satılan bolca yer olmasına karşın içebileceğiniz pek de bir yer olmadığını anlamamız için çarşıyı kabaca bir dolanmak yeterliydi. Ancak Ürgüp'ün ara sokaklarında umutsuz ama ısrarlı araştırma ve soruşturmalarımız bizi "hem manzarası güzel hem de bir şeyler içebileceğimiz" PANAROMA KAFE' ye yönlendirdi. Mekanı bulduğumuzda sahibi Ismail Abi az önce Avustralyalı misafirlerini uğurlamış tam da dükkanı kapatmak üzereydi. Yinede bizi hemen içeri buyur etti. Menüyü elimize aldığımızda otelin açık büfesinde yediklerimiz için çoktan pişman olmuştuk. Ancak saat itibariyle İsmail abinin bize açtığı kırmızı şarabı yudumlamak, ve hoş sohbetine doymak dışında yapılabilecek bir şey yoktu. 
İsmail abi Ürgüplü, şu an restoranı olan evde doğup büyümüş. Birkaç yıl önce evin üst katını ve Ürgüp'e tepeden bakan geniş terasını restorana çevirmiş. Hayli zayıf Kapadokya mutfağına meydan okuyan zengin menüsündeki ev yapımı lezzetleri, her bir ziyaretçisine gösterdiğine kuşku olmayan özel ilgi ve neşesi ile bu lezzetlere ve bu misafirperverliğe hayran ağırlıklı yabancı misafirler edinmiş, trip advisor, lonely planet, petit fute de harika yorumlarlar ve çok yüksek puanlarla tavsiye edilmiş.
Ahşap ve bölgeye özgü taş doku, salaş ama doğal ve sıcak atmosferi pekiştirmiş.
İsmail abi terasa da kök boyayla Kapadokya'yı ve bizim gibi mutlu ziyaretçilerini anlatan bir duvar resmi çizdirmiş. Soğuk yüzünden terasta oturamıyor ama resmin önünde hatıra fotoğrafımızı çektirmeyi ihmal etmiyoruz.

Panorama Kafe'yi, bir gün tekrar bölgeye tekrar gidilmesini gerektirecek yegane sebep ve Ürgüp'teki altın adres olarak bu bloga not ediyor, lezzetlerini de bir bir tadıp yazacağımız günleri iple çekiyoruz.